II- Demografik değişimler

Suriye İç Savaşı 15 Mart 2011 günü Dera’da küçük çaplı eylemlerle başladı ve devletin orantısız güç kullanması ile beraber bir anda asimetrik savaşa evrildi. Ülkeyi saran bu eylemlere dışarıdan müdahil olmakta gecikmeyen Amerika, İsrail ve Suudi Arabistan muhalif gruplara para ve silah akışı sağlamaya başladı. Çıkan yangına benzin döken politikalar sayesinde bölge marjinal grupların araya kaynamasına çok müsait bir hale geldi. IŞİD ve türevleri olan radikal islamcı gruplar ülkeye yayıldı ve çatışmalarda kendilerine yer kapmaya çalıştı. Bu gruplara marjinal kürt gruplar da eklenince Suriye tam anlamıyla kan gölüne döndü.

Yangın yerine dönen Suriye’de sivil halk bu iç savaşta taraf olmaktansa çareyi Türkiye’ye geçmekte buldu. Türkiye bir çoğu için ilk adımdı. Türkiye üzerinden Avrupa’ya gitmek, orada yeni, refah, güvenli bir hayat kurmak istiyorlardı. Türkiye, Suriye’de yaptığı kritik hatalar sonucunda çok büyük sorunla karşı karşıya kaldı. Sığınmacı Sorunu.

Tam da bu noktada Türkiye’nin Suriye Politikası hakkında parantez açmak gerekiyor. Türkiye’nin dış politikası kurulduğu günden bu yana Mustafa Kemal’in ”Yurtta Barış Dünyada Barış” ve ”komşularla sıfır sorun” ilkeleri üzerinde ilerliyordu. Bu politikaların dayandığı fikir altyapıları çok kuvvetliydi. Binlerce yıldır emperyalist güçlerin hedefinde olan değerli anadolu toprakları üzerinde kurulu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çok önemli su kaynaklarına, ulaşım yollarına ve jeopolitik öneme sahip bir noktada yer alıyor. Ayrıca müslüman coğrafyasında seküler devlet yapısıyla yönetilen tek devlet olma özelliği ile de diğer müslüman ülkelerden ayrışıyor. Türkiye’nin demokratik sistemle yönetilmesi dünden bugüne devlet aklını güçlü kılan bir unsur oldu. Bu akıl, geçmişten bugüne yaşanan acı tecrübeleri harmanladı ve ”Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesi etrafında topladı. Bu ilke, Türkiye’yi çevresinde bulunan tek adam rejimlerinin yönettiği ülkelerin kaçınılmaz sonlarından koruyacak, tehlikelerden uzak tutacak tek önermeydi. Ortadaki önermenin geçersiz kılındığı anlarda, yani Türkiye’nin çıkarları gözetilmediği ve ulusal güvenliği tehlikeye girdiği zaman elbette gerekli yaptırımlara hazır olacak güçlere sahip olması da büyük gereklilikti. Bu yüzden Türk Ordusu bölgenin hem lojistik hem de kalifiye personel bakımından en caydırıcı güçlerinden biri haline getirildi. Ancak bu ordu, Akdeniz’de mutlak hakimiyet kuracak kadar güçlendiği anda yine uluslararası güçler ve içimizde barınan hainler tarafından kolu bacağı kırıldı ve liyakat yerle bir edilerek ordu da çürümeye terk edildi. Bu çürüme sonucunda da hepimizin malumu 15 Temmuz Darbe Girişimi meydana geldi. Suriye olmamıza ramak kala halkın devleti sokaktan toplamasıyla olaylar yatıştı. Türk Ordusu içerisinde liyakatsizliğe bağlı yaşanan gelişmeler sonucunda politikacılar kontrolü tamamiyle ele geçirdi. İç ve dış politikada tamamen rahatladılar. Kafalarına göre Suriye’de ürettikleri ”hayali’ politikalar nedeniyle Türkiye kucağında milyonlarca sığınmacı buldu. Hükümet politikalarını filtreleyecek tüm devlet aklı saf dışı bırakıldığı için Suriye’de tüm vahameti ile yanan yangına sokulduk. İtildiğimiz yangında binlerce kayıp verdik, veriyoruz. Uluslararası alanda dışlandık, yalnız bırakıldık. Sonuç olarak sınırımızda olan biten ne varsa artık bizim kontrolümüzde değil. Artık hepimiz ”Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesinin Türkiye için önemini ”komuşularla sıfır sorun” politikasının gerekliliğini ”liyakate dayalı devlet yönetimi” devlet aklının sürekliliğinin korunmasının ne kadar hayati olduğunu anlayacak kadar büyük acılar yaşadık.

Sığınmacı sorunu, Türkiye ve dünyanın karşı karşıya kaldığı modern çağın en büyük uluslararası problemlerinden biri haline geldi. Yaşanan gelişmelere karşı Türkiye’nin kontrolü elinden kaçırması ya da kontrolü hiç eline alamaması sonucunda sığınmacılar, Türkiye’nin hemen her vilayetinde büyük demografik sıkıntılara yol açtılar. Ülkeye girişlerinde herhangi bir sağlık veya sicil taramasından geçirilmemeleri halkı büyük endişeye sevk etti.

Türkiye’nin her yerine kontrolsüz şekilde yayılan Suriyeli sığınmacılar, yerleştikleri yerlerde toplu olarak kaldılar, kendilerine mahalle, sokak semt oluşturacak şekilde şehirlerin içerisinde kümelendiler. Bu durum şehrin yerlilerini rahatsız etti, huzursuzluk yarattı. Ülkenin belli bir eylem planı üretmemesi huzursuzluğu daha da arttırdı. Öyle ki ülkeyi yönetenler sığınmacılar üzerinden politik menfaat devşirdiler. Ucuz iş gücüyle çalışan sığınmacıların ülkede kalifiye işsizliği tetikleyeceğini ve bunun da uzun vadede çok ciddi sonuçlar doğuracağını hesap edemediler ya da görmezden geldiler. Ucuz iş gücüyle çalışan ama yine de hayatta kalmaya yeterli olmayan düşük gelirli sığınmacıların bir kesiminde suça eğilim arttı. Suç oranında ciddi yükselmeler meydana geldi. Kümeleştikleri bölgelere yerli halk giremedi. Kolluk güçlerinin giremediği suç yuvasına dönen bölgeler oluştu. Kontrolsüz şekilde doğumlar arttı. Bir çoğunun eğitim seviyesi düşük olduğu bilinen sığınmacıların toplumda yarattığı şok, devletin yaşananlara karşı seyirci kalması, hiçbir elle tutulur plan proje üretememesi ile birlikte kin ve nefrete dönüştü.

Devletin müslüman kardeşlerimiz, din kardeşlerimiz ifadeleri ile koruduğu sığınmacıların, özellikle yüksek öğretimde elde ettiği eğitim hakları halkı çileden çıkarmaya yetti. Yıllar yılı dersanelere, özel öğretmenlere, okullara büyük harcamalar yapan ve çocuğunun en iyi şartlarda, üniversitelerde eğitim alması için didinen ailelerin öfkeleri sığınmacıların neredeyse istedikleri okula yerleştirilmesi hadisesi karşısında yine yeniden kine ve nefrete evrildi.

Güvenlik politikaları gereği sınırında iç savaş bulunan Türkiye’nin de belli bir takım adımlar atarak ülke çıkarları gereği buradaki gelişmelere seyirci kalması imkansız hale getirildi. Üstte de bahsettiğim gibi yangına benzin döken ülkeler arasında yer alması sağlanan Türkiye bu bataklığa bir şekilde çekildi. Girdiği bataklıkta şehitler vermeye başladıkça halkın tepkisi ”bizim evlatlarımız orada bunlar için ölürken, bu haysiyetsizler burada plajlarda eğleniyor” algısı kuvvetlendi. Türk toplumu her ne kadar iktidar tarafından yozlaştırılmaya çalışılsa da ordusuna, askerine çok düşkündür. Yukarıda saydığım çarpıklıklara askeri kayıplar da eklenince toplum patlamaya hazır bir bomba haline getirilmiş oldu.

Demografik olarak patlamaya hazır bir bombayız. 80 milyonluk bir ülkenin resmi rakamlarla 5 milyonda fazlası sığınmacı ve korkunç bir hızla daha da nüfuslanıyorlar. En acısı da ülkenin hala olayın ciddiyetini görmezden gelmesi, politikalar üretememesi ve siyasi çıkarları için toplumda sığınmacılara karşı oluşan sinir uçlarını sıkıştığı yerde kaşıması. Aslında fark ettiyseniz yaşanan her şey bir plansızlığın, programsızlığın ürünü. Sığınmacılar bugün Avrupa’nın kapıları açıldı denilerek sınır kapılarına yürütüldü! Neden? Bunun nedenini de gelecek yazıda konuşalım…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s