Amerikanın oyunu?

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte değişen bilgiye ulaşma hızı aynı oranda dezenformasyona yol açtı. Çok değil bundan 15 yıl önce okullarda kütüphaneye gidilerek, ansiklopediler karıştırılarak ulaşılabilen bilgiler bugün internet aracılığıyla tek bir tuşa basarak karşınıza çıkıyor. Bu noktadan sonra asıl zor olan kısım başlıyor, aradığınız konuyla ilgili karşınıza çıkan yüz binlerce içerikten hangisinin sizin aradığınız şey olduğu muamması. Günümüzde bilginin dezenformasyonu öyle kolay ki, ulaşılmak istenen bilgi hakkında yüzlerce makaleden, yapılmış binlerce haberden salt gerçeğe ulaşmak çok uzun zaman alıyor. Dolasıyla internette bilgiye ulaşım jet hızıyla gerçeğe ulaşmak ise kaplumbağa yavaşlığıyla gerçekleşiyor. Merak eden, arayan, sorgulayan kişiler eninde sonunda aradığı şeyi buluyor. Ancak maalesef Türk Toplumunun yüzde 90’ı arama sonuçlarından ilk çıkan içeriği tıklayıp bunu gerçek bilgi olarak kabul ediyor. Oysa ilk karşımıza çıkan içeriğin gerçek olması zar atmak gibi. Bazen düşeş bazen yek…

Neden bu kadar uzun bir girizgah yaptığımı az çok anlamışsınızdır. Korona virüs salgını ortaya çıktığı ilk günden beri konuşulanlar, ortaya atılan komplo teorileri, dini referanslar, bir takım ırkların genlerinin virüse karşı dayanıklı olduğu gibi ipe sapa gelmez yüzlerce, binlerce bilgi dolaşımda… Ortada serseri mayın gibi gezinen bu bilgilerin salgın sürecinde apayrı bir virüs işlevi görüp insanların mental sağlığını bozduğu, virüsten korunmaya karşı davranış bozukluklarına neden olduğu görülüyor. Sosyal medyada gezinen her yanlış bilgi birer psikolojik virüs ve aslında korona virüsten çok daha tehlikeli. Yanlış bilgilenen bir kişi, hastalığı kolayca kapabilir ve yayabilir. Bu durum o kişiyi virüsten daha tehlikeli hale getirir. Sonuç olarak, ortaya atılan her asparagas haber, teori vs insanları yanlış yönlendirir, kontrolü çok çok zor hale getirir.

Salgın süresince her gün hakkında yeni bilgiler edindiğimiz korona virüsün belli bir yayılım hızı, semptomları ve korunma yolları var. Bunlar günden güne pek değişmeyen şeyler. Sadece yayılım hızından dolayı vaka sayısı arttıkça ölümlerdeki yaş ortalaması aşağıya doğru düşüyor. Bu da gayet normal. Tüm dünyanın sağlık sisteminin kilitlenme noktasında olduğunu düşünürsek hastalığı erken teşhis etmek çoğu zaman büyük önem arz etmiyor. Çünkü hastalığın henüz bulunmuş bir ilacı mevcut değil. Bağışıklık sisteminiz virüsle savaşacak güçteyse hayatta kalıyorsunuz, değilse de savaşı ya kaybediyorsunuz ya da ağır hasarla atlatıyorsunuz. Hastalıktan korunmanın en büyük yolu hijyen. Hijyeninize dikkat edeceksiniz, dışarıya çıkma zorunluluğunuz varsa sosyal mesafelerinizi koruyacaksınız, elinizi, yüzünüze götürmemeye özen göstereceksiniz. Olay komplike bir olay değil. Basit. Sıraladığım bilgilere sahip olmak için tıp okumak gerekmiyor. Bunlar her vatandaşın geçtiğimiz olağanüstü dönemde aklında bulunması, farkındalığı olması gereken bilgiler. Fakat salgın gündemi çok yoğun olduğu için sosyal medyadaki dezenformasyon, troll sürüsünün ortaya attığı ”osur osur ipe diz” şeklindeki bilgilerle milyonlarca insan virüse karşı savunmasız hale getiriliyor.

Kimisi ben gencim bana bir şey olmaz tesellisiyle, kimisi bizim genlerimiz virüse karşı dirençli avuntusuyla, kimisi korona virüs duasıyla, kimisi Ameriganın oyunu deyip işin ciddiyetinden uzaklaşarak, kimisi Çinlilerin beslenme şekilleri ile kendi beslenme alışkanlıklarını karşılaştırıp bize bulaşması imkansız diyerek, kimisi müslim – gayrimüslim inancına sığınıp onlardan daha çok ölüyor ifadeleriyle, kimisi rüyasında peygamber görüp ve peygamber önerilerini sıralayarak, kimisi çamaşır suyu içip zehirlenerek….

Yukarıda yazdığım senaryoların hepsi bir çırpıda aklıma gelen haberlerden derleme… Muhtemelen sizlerde bir çoğu ile karşılaştınız bu haberlerin. Ben bana en çok sorulan asparagas hakkında biraz konuşmak istiyorum. O da hepinizin tahmin edeceği üzere ”Tüm bunlarda Amerika’nın parmağı var mı” sorusu… Bu soruya ayrıca cevap verme gereği hissediyorum. Çünkü ülkede var olan Amerika düşmanlığı, Doğu Perinçek ve türevleri sayesinde götleri kaşınsa ‘Amerika sandalyemize oturmadan önce bit pire koydu” diyecek seviyede. Öncelikle bilmenizi isterim ki ne Amerika, ne İngiltere, ne Çin ne de diğer devletler böyle bir şey yapamazlar. Çünkü bilim, ”virüs insan eliyle mutasyona uğratılamaz” diyor. Bu durumda benim korona hakkındaki komplo teorisini yazdığım ikinci yazım da yanlışlanmış oluyor. Peki insan eliyle değiştirilemeyen virüs nasıl mutasyona uğradı ve hayvandan insana geçip tutundu. Aslında sorunun cevabı basit, Küresel Isınma. Nasıl yani? Şöyleki, tabiatın ve ekolojik dengenin hızlı değişmesi, insanlar tarafından tahrip edilmesi sonucunda ortaya çıkan yeni yaşam koşullarına alışkanlık göstermesi gereken virüslerde bu süreçte mutasyona uğrayarak insanda tutunacak hale gelebiliyorlar. Bundan bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi, insanların yeryüzünde sadece kendilerinde yaşam hakkı görmesi, ekolojik dengeyi umarsızca tahrip etmesi, yağmalaması sonucunda elbette bunun belli bir takım sonuçları olacaktı. Korona virüs bu sonuçlardan sadece birisi. Ancak dünyanın çeşitli yerlerinde meydana gelen, büyük sel baskınları, orman yangınları, heyelanlar, çığ, kasırga vs gibi doğal afetlerde insan eliyle bozulan bu dengenin birer sonucu… Dolayısıyla Amerika’nın bu salgında parmağının olma ihtimali bilim insanları tarafından bizzat yok edildi. Bizler daima komplo teorilerine değil bilime inanmalıyız. Bilimin rehberliğinde ilerlemeli ve bilimin ışığında yürümeliyiz. Salgından dünyayı mümkün olduğunca hasarsız çıkaracak tek yol bilim insanların çabaları olacaktır. Onların çabalarını, sosyal medyada gördüğünüz biyolojik atıkların ortaya saçtığı asılsız bilgilere itibar ederek boşa çıkarmayın.

Amerika’nın konuya dahli ne zaman olmuş olabilir? Yine bir çoğumuzun bildiği üzere 2000li yılların başlarından itibaren Amerika ve Çin arasında çok büyük bir ekonomik yarış ve ticari savaş süregeliyordu. Salgının ortaya çıkmasıyla beraber Amerika bu salgını elindeki medya ve propaganda gücünü Çin’e karşı kullanmış olabilir mi? Belki… Bu salgın Çin’i ekonomik olarak büyük zararlara uğrattı mı? Uğrattı… Ancak ve ancak zarar verdi vermesine de bugün dönüp baktığınızda artık bunların bir anlamı kaldı mı? Hayır, kalmadı. Çünkü bugün itibariyle Amerika’daki vaka sayısı hastalığın ortaya çıktığı Çin’den daha fazla. Yani artık ne Çin’in, ne Amerika’nın ne de salgını kontrol etmekle meşgul olan diğer ülkelerin birbirlerini sabote edecek, manüplasyon yapacak durumları yok. Herkes kendi derdine düştü ve salgını bir an önce kontrol altına almak için her gün yeni önlemler alıyor. Fakat çok net gördüğümüz, bildiğimiz bir şey var ki; salgın kontrol altına alındığında ve bu sis perdesi aralandığında dünyada çok büyük dengelerin yerinden oynaması artık kaçınılmaz. Yaşanan salgının dünyaya yeni alışkanlıklar, yeni kurallar, yeni yaptırımlar, yeni sistemler kazandıracağı muhakkak…

Sadede gelecek olursak, Türk Toplumu artık Amerika’nın veya onun bunun oyunu gibi senaryolara kafa yormayı bırakmalı, bunlar tamamen vakit kaybı ve sürece hiçbir katkısı olmayan asılsız bilgiler. Herkesin ilk olarak önemsemesi gereken şey, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek olmalı… Evden mümkün olduğunca az çıkmak, sosyal mesafeyi korumak ve hijyenimize her zamankinden daha fazla dikkat etmek. Herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiği takdirde mümkün olan en kısa sürede salgın kontrol altına alınacaktır. Komple teorileri ile değil bilim ile ilerleyeceğiz.

Mustafa Kemal’in yüz yıl önce ortaya koyduğu vizyon, ”En hakiki mürşit ilimdir, fendir.” bugün Amerika’da üniversite profesörleri tarafından salgını kontrol almak için rehber niteliği görüyor. Kurtuluş Savaşını dahi bilimsel yöntemlerle kazandığını söyleyen, ”Benim söylediklerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin” diyecek kadar geniş vizyona sahip olan bir liderin vatan yaptığı bu topraklarda, salgını sabır ve dua ile kontrol etmeye çalışmak en basit ifadeyle utanç verici!!… Ülkede kirli azınlığın saldırılarına on yıllardır maruz kalan Mustafa Kemal, dünyanın içine girdiği her krizde vizyonu ile diğer ülkelere rehberlik etmeye devam ederken, kendi ülkesinde küfür yiyor, aşağılanıyor, siyasallaştırılıp şeytanlaştırılmaya çalışılıyor… Bunun farkında olan bizler, onun haklı çıktığını gördükçe daha da üzülüyor, utanıyor ve ülkenin bilimden uzaklaşmasında rol sahibi olduğumuz için suçluluk hissi duyuyoruz. Ancak her şeye rağmen, ne olursa olsun, nerede olursak olalım Mustafa Kemal’in tek ideolojisi olan ‘akıl ve bilim ‘ ile ilerlemeye devam edeceğiz. Bilim ve akıl her zaman bu karanlık günlerdeki ışığımız olacak, olmalı…

Karanlık bilgiyi saklayamaz, karanlıkta yürümeyi bilmeyenler ışığı yanlış yere tutarlar, o kadar…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s