Altın varaklı kalorifer petekleri ve #bizbizeyeteriz kampanyası

Blogu açtığımdan beri ağız tadıyla yoğunlaşmak istediğim sığınmacılar konusuna yoğunlaşamadım. Korona virüsü salgını dünyayı öyle bir sardı ki, buna eli kalem tutan biri olarak kayıtsız kalmam mümkün olmadı ve dört yazı kaleme aldım. Birincisi korona virüsünü tanımak ve önlemler almak ile alakalıydı. İkincisi salgın ile ilgili üretilen bir komplo teorisi değerlendirmesiydi. Üçüncüsü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hastalığın yayılımına karşı aldığı tedbirlerin değerlendirilmesiydi. Dördüncüsü de salgının insanda ve doğada yaptığı etkiye yönelik çıkarımlardan oluşuyordu. Bugünkü konunun içerisinde yine teorik olarak korona virüsü yer alacak. Ancak daha çok Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenlerin salgın tedbirleri kapsamında başlattığı yardım kampanyası hakkında söyleyecek, yazacak birikmişliklerim var.

Korona virüs salgını ile mücadele eden ülkelerin aldıkları önlemler, daha çok halkın telaşeye kapılmaması, maddi kaygılarını bir kenara bırakması, sadece ve sadece uzmanların dediklerini yapmaları şeklindeydi. Yani odağına vatandaşı almıştı. Ülkenin kaynaklarını ülkesinin vatandaşı için harcayacaklardı. Acil önlem paketleri ile hem işverenin hem de işçinin elini rahatlattılar ve devletin olağanüstü süreçte uygulamak zorunda kaldığı politikalara uyum sağlamalarını kolaylaştırdılar. Batıda durum böyleyken bizde neler oluyordu?

Bizde işin rengi yine alışılmışın dışındaydı. Ülkede israf ve talanın yarattığı ekonomik kriz dönemine denk gelmişti salgın. Hazinede bulunan, zor günler için ayrılmış harcırahın yerinde de yeller esiyordu. Alınması gereken sokağa çıkma yasağı önlemi ekonomik kaygılardan dolayı alınamıyordu. Kaygı, vatandaşın ekonomisi değildi. Kaygı rantçının ekonomisiydi. Bu kaygılar altında atılamayan adımlar, ülkedeki salgının gidişatını istatistiksel olarak korkulan boyutlara çekecek gibiyken, devletten yardım eli uzandı… Nereye? Vatandaşın cebine… Devletin eli ”yardım” süsüyle yine vatandaşın cebine girdi. Halktan günde 2 buçuk milyar TL vergi toplayan devlet, 340 milyon TL bağış topladı diye omurgasız medya ”rekor” manşetleri ile leş algısına devam etti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kamu kaynakları özelleştirilip, harcanırken, milletin orasına burasına koyan pişkin iş adamımsı tiplere peşkeş çekilirken böyle bir günün gelebileceği düşünülmemişti herhalde? Bu denizin sonu vardı… Gemi ıssız bir adaya vurdu. Survivor modu açıldı. Biz bize yeteriz, sloganı bize yetmez. Bizim bize yetebilmemiz için köprülerden, tünellerden geçmeden, hastanelerde yatmadan, havaalanlarına gitmeden alınan garantilerden ”rantçı, oracı buracıların” vazgeçmesi lazım. O zaman zaten halkın cebine elinize sokmanıza gerek kalmaz.

Bu süreçte konuyla sosyal medya üzerinde karşılaştığım en abes, en ahmakça paylaşımlardan birinde şöyle diyordu: ”Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alırken de, Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşını kazanırken de halktan yardım almıştır. Belgem kanıtım yok, ama yemin billah almıştır. Bugün ülkemizde korona ile yapılan savaşta da devletin halktan yardım istemesi doğal. Sosyal medyada 10 bin – 20 bin takipçili iş adamlarının benim adıma 500 bin annemin adına da 500 bin gibi yardım paylaşımlarını görünce duygulanıyorum” Bu paylaşımı yapan kişi sahada aktif gazetecilik yapıyor.

Mustafa Kemal’i ve Fatih Sultan Mehmet’i korona salgını ile aynı kefeye koyacak kadar hangi ara sıyırdı bu insanlar ya? Fatih’in ve Atatürk’ün verdiği savaşların kıyaslanması bile abes kaçacakken olay nasıl koronaya geldi? Delirdiniz mi abi? Yalakalık yapacaksanız açık açık yapın ya. Böyle ipe sapa gelmez karşılaştırmalarla bulanık beyinlerinizdeki kiri pası insanlara bulaştırmayın artık. Böyle bir düşünceniz varsa kendinize saklayın. Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı’nda halktan yardım istemişmiş, bugün korona salgınında devletin halktan yardım istemesi de hoş görülebilirmişmiş. Yuh! yuh! yuuuuuuhhhhh! Yavaş gel! Mustafa Kemal’in verdiği savaş dönemindeki salgın hastalıklardan haberiniz var mı sizin be? Al buraya koyayım da utan şu yazdığından! Cumhuriyet kurulduğu dönemde sadece cehaletle değil, yoksullukla değil, salgınlarla da boğuştu! Çünkü cumhuriyetin sağlıklı bireylere ihtiyacı vardı. Verilen mücadelelerde çok başarılı olundu. Yok canıyla sağlıklı bireyler yetiştirmeyi başardı bu ülke! Yok efendim, emin değilim, yok efendim kanıtım yok zırt pırt, kem küm! Gazeteci konuşurken ”kanıtım yok” diyor. Günümüzdeki gazeteciliğin geldiği nokta. Alın size kayıt! Karşılaştırma yapacaksanız cumhuriyet döneminde salgınlara karşı verilen mücadelelerle karşılaştırma yapın! Cumhuriyet yıllarında salgın hastalıklarla yapılan mücadeleyi anlatan makalenin linkini yazının sonuna bırakacağım. Açıp okuyun, okuyun da utanın!

Mustafa Kemal’in mezarında ters döndürüyorsunuz her gün be! Her gün sahada bütün basit il müdürlerinin, il müdür yardımcılarının altındaki son model arabaları görmüyormuş gibi, lüksün şatafatın içinde asgari ücretle görev yapmıyormuş gibi şimdi utanmadan çıkıp bunları mı söylüyorsunuz? Bunları, halk gelecek ayın doğal gazı faturasını nasıl ödeyeceğim diye düşünürken tanesi 47 bin liralık altın varaklı kalorifer petekleri ile ısınanlara söylersen derdini anlarlar, belki maaşına üç beş bin lira zam alırsın, belki ev araba bile alırsın…. Ama ama ama… Neyse…

http://www.turkailehekderg.org/makaleler/tip-tarihi/cumhuriyet-doneminde-bulasici-hastaliklarla-mucadele/#full-text

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s