Yöneten Yönetilen Sürünen

Çok bilindik bir söz vardır!… ”Hak ettiğin gibi yönetilirsin”

Devletleri yönetenler, çoğu zaman yönetilenlerin aynası gibidir. Baştaki kişi/ kişilere baktığınız zaman yönetilen toplumun seviyesinin de ne düzeyde olduğu hususunda belli başlı fikirlere sahip olabilirsiniz. Bugün medeni kabul edilen toplumların başındaki tipi tiplerin o toplumları nasıl yönetebildiği konusu yakın gelecekte büyük bir sosyolojik araştırma konusu olacaktır. Türkiye’de ise 20 yıldır iktidarda olan bir partinin artık devletin tüm kılcal damarlarında kendi düzenini kurması, kendi kadrolarını en hayati birimlerde oturtması ile birlikte meydana gelen ayrışmanın sonucunda toplumun bir kısmında beliren şüphecilik ve güvensizlik hissi, diğer kısmında kalıplaşan itaatkarlık ve teslimiyet ülkenin iyi kötü var olan bütün dengesini yerle bir etti. İktidara mağduriyet söylemleri ile gelen, ilk yıllarında demokratik bir yönetim sergileme gayretinde görünmeye çalışan iktidar sahipleri seçildikleri ikinci dönemde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin dolması ile birlikte sazı ellerine aldı ve istedikleri türküyü, istedikleri tondan çalmaya başladılar. Ahmet Necdet Sezer görev yaptığı süre boyunca AKP denilen cumhuriyet ve laiklik düşmanı yapının en büyük kabuslarından birisi olmuş ve trajik bir şekilde de bu topluluğun demokratik görünmesini sağlamıştır.

Türk Toplumu siyasal islamı iktidara taşıdığı günden beri her geçen gün demokrasiden, hukuktan, adaletten, Atatürk’ten, bilimden, sanattan uzaklaşmış, rantiyecilerin şantiyesine döndürülmüştür. Ülkede birkaç ihaleyle yeni milyonerler, multimilyonerler yaratılmış ve bu kişilerin devletten kazandıkları paranın bir kısmıyla kurulan havuz sayesinde (milyarlarca dolar) Türk Medyası ele geçirilmiştir, Ele geçirilen Türk Medyası halkı yanlış bilgilendirmekten öte gitmiş, tarihi gerçeklikleri çarpıtarak kurucu değerlere de savaş açmış, Türkiye’nin sinir uçlarına dokuna dokuna o sinir uçlarını köreltmiş, halkın reflekslerini de elinden almıştır. Muhalefetin de iktidarın sistematik çürüklüğüne kendi içinde uyum sağlamasıyla birlikte Türk Toplumu son yıllarda çok büyük bir çürümenin içine saplanmıştır.

Çok değil! bundan 20 yıl önce haber bültenlerinde Ortadoğu coğrafyasından komik haber başlığıyla paylaşılan absürt haberler, bugün Türkiye’nin gerçekleri haline geldi. Kadına şiddet, çocuk istismarı, ensest ilişkiler, mafyatik tiplerin türemesi, dini cemaatlerin suç makinesine dönüşmesi, ülkeye hiçbir kontrole tabii tutulmadan alınan Suriyeli, Afgan, İranlı sığınmacılar… Tüm saydıklarımla beraber suç oranındaki artış, ülkenin nasıl bir uçurumdan aşağıya yuvarlandığının da en büyük göstergelerinden biri değil mi?

Bu kadar hızlı bir dönüşümün nasıl ve ne şekilde gerçekleştiği hakkında size naçizane ufak tefek bilgiler vermeye çalıştım. Şimdi bu çürümenin neticesinde korona salgını ortaya çıktığı günden bu yana ülkede yöneten ve yönetilen olarak yaptığımız hareketlerin hiçbir mantığı var mı? Devlet ve millet aynı frekansta mı? Devlet ve millet senkronize hareket edebilme kabiliyetine sahip. mi? Yoksa hala siyasal çıkarlar gözetilerek milletin akıl ve bedensel sağlığı hiçe mi sayılıyor?! Devlet neden her geçen gün halkın karşısına tüm toplumun dengesini bozabilecek sözüm ona ”önlem paketleri” ile çıkıyor. Pandemi salgınında ilk günden bugüne yapılanlar ortada. Olay neden her gün daha farklı bir evreye çekilerek halkın kafası bulandırılıyor ve kriz yaratılıyor? Salgını kontrol altında tutmayı başarabilen ülkelerin yaptığı çalışmalar belliyken neden hala krizi çözecek değil de krizi derinleştirecek kararlara imza atılıyor? Toplumun bedensel sağlığını geçtim artık, neden insanların akli dengesiyle oynanıyor? Ben size nedenini söyleyeyim…

Devlet aklı liyakati uzunca zamandan bu yana teğet geçtiği için kriz anlarında devlet aklını devreye sokacak kadrolar artık yok! ”evet efendimci, emredersiniz reisçimci” kadrolar var! Ayrıca Trükiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğu günden beri dişinden tırnağından arttırarak kurduğu kurumların hepsi satıldı! Gelen paraların hepsi lükse şatafata ve kendi rantçılarına hiç edildi! Güzelim ülke betona, çirkinliğe, zevksizliğe boğuldu! İleride gelebilecek küresel krize karşı biriktirilmiş likiditeler dahi çatır çatır yendi, bitirildi! Eh kriz kapıya gelince de alınması gereken önlemleri almak imkansız hale geldi! Kendilerince ürettikleri her gün yeni paket, madde açıklaması aslında halkın değil devletin kontrolden çıktığının işareti değil mi? Türkiye’yi yönetenler yılları yılı insanların akıl sağlığıyla oynadılar! Şuan yaşanan küresel krizde ise kendilerinin akıl sağlığının da hiç ama hiç iyi olmadığını da çok net HD kalitesinde görmüş bulunduk! İnsanların sadece bedensel sağlığında değil ruhsal ve akli sağlığıyla da nasıl oynandığının kanıtıdır bu sürecin yönetimi! Sokağa çıkma yasağını üç dört saat önce açıklamak akıl karı mı? Hiç değil hemde hiç! Ülkede gündem olan halkın marketlere akın etmesi oldu! Aynı kararın farklı toplumlardaki yansıması da farklı olmazdı! Siz bir kaç saat sonra sokağa çıkma yasağı var derseniz, toplumu istemsiz olarak paniğe sevkeder ve kontrolsüzlüğün içine itersiniz! Plansız programsız tamamen doğaçlama yürütülen salgın süreci Türkiye’nin başını daha çok ağrıtır! Son tahlilde ülkenin başındakilerin kontrolü, söyleyecek sözü, yaptırım uygulayacak gücü kalmamışken halkın sokağa çıkma yasağı öncesi marketlere akın etmesi çok da abesle iştigal değil doğrusu!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s