İçsel bir hesaplaşma

Gündemi takip etmeyi bıraktım. Korona virüs vaka sayısı, ölüm sayısı, entübe hasta sayısı… Ivır zıvır. Belli noktadan sonra söylenen her şeyin kendini tekrara dönüştüğünü görünce insanın yazı yazma hevesi de kaçmıyor değil. Virüs karşısında yapılması gerekenler açık seçik ortadayken, kademeli olarak alınan önlemler veya alınamayan önlemler hakkında burada kendi kendimize çalıp oynamak veya aynı düşünceleri paylaştığımız kişilerin söyleyemediklerini dile getirmek, takdir toplamak da belli bir noktadan sonra önemsiz kalıyor. Takdir edilmek güzel, yazılarının okunması, beğenilmesi güzel ama o kadar. Bir kaç dakikalık haz. Aynı cinsel orgazm gibi. Yazı yazmak; bizim gibi lokal yazarlar için, üç beş on kişi tarafından okunmak ve kendi çabalarınla kendini okutma gayreti belli bir noktadan sonra çok yorucu bir hal alıyor. Bazı amatör yazarlar tarafından bu pek fazla problem edilmezken, bazıları tarafından da belli bir noktadan sonra heves kırıcı bir duruma tekabül ediyor.

Korona virüs salgınında da söylenen sözler de artık tekrara dönmeye başladı. Tüm yazarlar üçüncü dördüncü turdalar aynı konseptteki yazılarıyla. Her yazar, her yorumcu kendisini tekrara çoktan düştü. Yazılan tüm yazılar, söylenen tüm sözler dönüp dolaşıp en başta söylenen virüsten korunma önlemlerine çıkıyor. Salgını kontrol altına almaya başaran ülkelerin uyguladığı metotların hiçbirisi yüksek güvenlikli istihbarat binalarında saklanmıyor. Her şey gözümüzün önünde olup bitiyor. Virüsün kontrol altına alındığı yerlerdeki uygulamaları kendi ülkene uyarladığında başarılı olacağın da kesin… Ancak sürekli çok bilinmeyenli denklem çözer gibi kafa bulandırarak, olayları basit dille anlatmaktansa sürekli süslü, hamasi dil kullanılmasından da anlaşılacağı üzere, o ülkelerdeki imkanların bir çoğu bizde mevcut değil. En önemlisi de o ülkelerin ekonomileri kadar güçlü ekonomiye sahip değiliz. Sadece ekonomik dengesizlik bile başlı başına olayı özetlerken halkın kafasını bulandırmak sadece ve sadece gerçekleri sabote etmekten öte gitmiyor gidemiyor.

Ben şahsen sabote olmaktan sıkıldım ve bu yüzden haberleri okumayı, gündemi takip etmeyi bıraktım. Çünkü daha öncede farkına vardığım ama bir türlü takipten kendimi alamadığım bu kısır döngüye uymaktan vazgeçtim. Basit düşünmek, olayları sadeleştirmek ve sonuca bağlamak gerekli olan. Sonrasında ortaya çıkan resim çok daha berrak bir hale bürünüyor. Berraklığı tercih ediyorum, aklı, bilimi tercih ediyorum. Politikacıların koltuklarını korumak için giriştiği entrika, yalan, ihanet çukuruna düşüp o çukurda gerçeği söylemek için çırpınmaktansa, gerçeği uzaktan net bir şekilde salak yerine konmamayı, kendimi tekrara düşmemeyi yeğlerim.

Aynı sözleri farklı cümlelerle, farklı kelimelerle dile getirmek, belli bir süre sonra sizi de köreltiyor maalesef. Tükenmişlik sendromuna giriyor kaleminiz. Kalemin mürekkebi var ama mürekkebin yazacağı kelime yok. En acısı da bu zaten. Üç beş kişi fazla okuyup, benim amatör yazar egomu okşayacak diye kendimi tek düzelik çukuruna bırakamam. Sadede gelirsek, belki her hafta yazamam ama yazınca da aynı şeyleri söylüyor olmam. Sizcede bu önemsiz mi? Bir kaç muhalif tutkuyu doyurmak değil benim amacım… Benim amacım; gerçeğe en yakın noktada durabilmek… Görüşürüz…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s